Arabic English French Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Chinese Simplified

banner22

banner29

banner9

22 Eylül 2014 Pazartesi

PKK'lı terörist kadının şok itirafları

Akaidle ilgili sorular ve sorunlar

06 Kasım 2012, 01:47
Bu makale 647 kez okundu
Akaidle ilgili sorular ve sorunlar
Seyfulislam Çapanoğlu
Soru 147: Şeytanın yaratılışının hikmeti nedir?

Cevap 147: işin evveliyatında Ehl-i Sünnet’in inancı gereği biz Allah’ın yaptığı şeyleri sorgulamayız,  sorgulayamayız! Çünkü Allah (c.c)  Kur’an’da şunu söylemektedir:

 “O (Allah), işlediklerinden sorumlu tutulmaz. Hâlbuki onlara (yaptıkları) sorulur.” (Enbiya, 21/23)

Allah (c.c.) yaptıklarının hikmetinin anlaşılması noktasında ise birkaç şey söylenebilinir. Kul Sadi Yüksel “Muvahhidlerin Akidesi” adlı eserinde şeytanın yaratılmasındaki hikmetleri şöyle zikretmektedir:

“Şeytanın yaratılışında birçok hikmetler vardır... Allahu âlem bi's-sevab kaydıyla şeytan, muvahhid mü'min müslümanlar için bir imtihan aracıdır... Mü'min müslümanlar, şeytan ile imtihan olunuyorlar... Ondan ve taraftarlarından uzaklaşmak, ona kanmamak ve verdiği vesveselere aldırış etmemek mü'min müslümanların va­zifesidir... Zaman zaman şeytanın, her şeye rağmen mü'min müslümanları aldattığı ve günah işlettirdiği bili­nen bir gerçektir... Mü'min müslümanlar, ma'sum değildirler... Ma'sum olmak, Allah'ın izniyle ancak Rasul ve Nebilere mahsustur... Mü'min müslümanlar, şeytanın ve nefislerinin kendilerini aldatmasıyla herhangi bir günah işlediklerinde, Rabbleri olan Allah'ı hatırlar ve tevbe istiğ­far ederler... Allah Teâlâ'nın merhametine sığınır, ondan af dilerler... Günah işleyip gafil olan mü'min müslümanlar, Rabbleri Allah'ı hemen hatırlayarak, bu gafletten kurtulur, tevbe etmekle zikre yönelir, Rabbleri Allah'ı anmaya başlarlar... Günahlarından pişman olur, Rabbleri Allah'ın kendilerini affetmesi için dua edip yal­varır, yakarırlar... Böylece Rabbleri Allah ile rabıtalarını daha da sağlamlaştırırlar... Bu hâl, mü'min müslümanı canlı ve uyanık tutar…

Ebu Hureyre  (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur:

Rasulullah (s.a.s.):

Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki siz, günah işlememiş olsanız Allah, sizi giderir de günah işleyen bir kavim getirir. Onlar, Allah'a istiğfar ederler, O da kendilerini affeder.

Muvahhid mü'minler, gerek insandan, gerekse cinlerden olan şeytanların hilelerine ve tuzaklarına karşı çok uyanık olmalıdır... Katıksız sapasağlam bir Tevhid akidesi ve riyasız salih amel ile silahlanmalı, hata ve günahları için çok tevbe edip noksanlarını gidermelidir... Şeytanlar, muvahhid mü'minlerin, Rabbleri Allah Teâlâ'ya bağlılıklarından dolayı onlardan ümitlerini keserler, fakat zaman zaman onları yoklamadan da edemezler... Muvahhid mü'min kulun bir zayıf tarafını, bir gafletini yakaladığı an en şiddetli bir şekilde hücuma geçer ve ona zarar vermek gayretinde bulunur... Bunun için Muvahhid mü'minler, devamlı ibadet hâlinde olmaya, zikir üzere bulunmaya gayret etmelidirler...

Cabir (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur:

Rasulullah (s.a.s.):

Şeytan, Arab yarımadasında namaz kılanların kendi­sine ibadet etmesinden ümidini kesmiştir. Lâkin aralarında aldatma hususunda (çalışmaktadır).

Katıksız imandan sonra en büyük hakikat, dosdoğru namaz kılmaktır... Huşuya dikkat edilerek ihlâs ile ve riyasız kılınan namaz, kendisini edâ eden mü'min Müslüman kulu, bütün çirkinliklerden ve günahlardan alıkor... Böyle bir iman sahibi, böyle bir namazı hakkıyla kılacak olursa, şeytanın tüm hilelerini altüst eder ve tuzak­larını bozar... Allah'ın izniyle şeytanı mağlub eder...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

Sana Kitab'dan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan (fahşadan) ve kötülüklerden vazgeçirir. Allah'ı zikretmek ise, muhakkak en büyüktür (en büyük ibadettir). Allah, yap­makta olduklarınızı bilmektedir.

Şeytana ve şeytanî'lere karşı, Allah'ın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)'in gösterdiği gibi mücadele verilme­lidir... Emirü'1-Mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.), şartlarına riâyet ederek mücadele yaptığı ve mücahedeyi sürdürdüğü için, şeytanın hilelerini bozmuş, tuzaklarını yıkmış ve şeytanın kendisinden kaçtığı bir izzet sahibi şahsiyet olmuştu...

Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), (İmam Ömer'e hitaben):

Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, şeytan, sana hiç kavuşamaz. Sen, bir sokağa girersen muhakkak o, senin bulunduğun sokaktan başka bir sokağa girer (kaçar) buyurdu.

Malik b. Dinar (rh.a.) der ki:

 

İns şeytanı, benim için cinlerin şeytanından daha zor­ludur. Çünkü ben, Allah'a sığındım mı cin şeytanı yanım­dan uzaklaşır, gider. İns şeytanı ise, bana gelir ve göz göre göre beni masiyetlere çeker.” 1

 

Soru 148: İblis ve şeytan kelimelerinin manası nedir?

 

Cevap 148: İblis kelimesi hakkında İbni Manzur “Lisanu’l-Arab” adlı eserinde şunları söylemektedir:

               

“(eblesen) yani cevab vermekte serbest olmayan demektir. Bunun benzeri hakkında (mublis) denilir. Ve denir ki: İblis ismi bu isimden alınmadır. Çünkü o (şeytan) Allah’ın Rahmetinden ümit kesince ye’s’e (düşüp) sustu.  Ve hadiste de:  (feteşşebe ashabuhu ve eblesu hatte evduhu bi dahikah) Onun (Rasulullah’ın) ashabı karışık bir şekilde susmuş olarak oturuyorlardı taki onlara gülümseyinceye kadar (suskunlukları devam etti.) (eblesu): yani susarak ve: (mublisu) Üzüntü ve korkudan susan kimsedir. (el-İblasu) şaşkına dönme, karıştırma, hayret etme manalarına gelir. Hadiste:  (elemtera’lCinne ve’l-İbliseha) Cinleri ve ibleslerini görmedin mi? Yani (ibleslerinin manası) karıştırmalarını ve şaşırmalarını demektir.

 

Ebu Bekr dedi ki: (el- İblasu) nun lugatteki manası umutsuzluk ve Allah’ın Rahmetinden umut kesmektir. Şiirde şöyle geçmektedir:              

               

(ve hadartu yevm hamisu’l-ehmas ve fi’l-vucuhi sufratun ve iblas) Büyük ordu beşinci gün geldiğinde yüzlerde sarılık ve umutsuzluk vardır.

                   

(ve İblasu)Pişmanlık ve hüzündür. Biri gamdan (dolayı) sustuğunda Eblese filan denir.2   

 

İmam Rağıb el İsfahani (rh.a.) “Müfredat” adlı eserinde “B-l-s” maddesinin açıklamasında şunları zikretmektedir:

               

“İblas: şiddetli zorluktan doğan üzüntüdür. Bu durumda olana “elbese” denir. Söylentiye göre “İblis” kelimesi de bundan doğmuştur.”3               

 

İmam Kurtubi (rh.a.) de bu konu ile ilgili olarak şunları kaydetmektedir:

               

“İblis kelimesi, Allah’ın Rahmetinden ümit kesmek anlamına gelen “iblâs” kökünden türetilmiştir. Bu görüş Ebû Ubeyde ve başkalarına aittir. Zayıf bir görüşe göre bu kelime Arapça olmadığından dolayı Arapça bir kökten de türemiş değildir. Bu görüş de ez-Zeccac ve başkalarına aiddir.”4

               

Şeytan kelimesi ile ilgili olan açıklamalara gelince; İmam Rağıb el-İsfahani (rha) bu konu ile ilgili olarak şunları kaydetmiştir:

“(Şeytan) kelimesindeki (nun), aslî harftir. Bu isim (şetene) kökünden gelir. Yani, uzaklaştı. Şu ifadeler de aynı anlamdadır:     (bi’îrun şetunun) (Derin kuyu),  (şetaneti ed-darun ), (Ev Uzakta kaldı), (ğurbetun şetunun), (Uzak bir gurbet).

Kimisine göre ise  ٌ(şeytanun) kelimesindeki (nun) harfi zaittir. Bu durumda (Şate-yeşitu) (kızgınlıktan yandı), fiilinden gelir. Zira şu âyetten anlaşılacağı üzere şeytan ateşten yaratılmıştır: (ve haleka’l-Cenne mim maricin min-Nar) Cinleri de dumansız alevden yarattı (Rahman 55/15) şeytanın ateşten yaratılmasından dolayı, aşırı gadabî güç ve makbul olmayan tutucu karakterli olmuş ve Hz. Âdem’e secde etmekten kaçınmıştır.

Ebu Ubeyd şöyle der: Azgın olan cinlere, insan ve hayvanların tümüne şeytan denir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:  ( ve kezalike   cealne likulli Nebiyyin aduvven şeyatine’l-İnsi ve’l-Cinni)Böylece biz, her Nebiye insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık (En’am 6/112)

(……………….)

İnsanın bütün kötü huylarına da şeytan denir. Hz. Peygamber şöyle demiştir: (el-Hasedu şeytanun ve’l-Ğadabu şeytanun) Haset şeytandır, gazab şeytandır.”5

İmam Kurtubi (rh.a.) de  bu kelime ile ilgili olarak şunları zikretmiştir:
“eş-Şeytan;‘eş-Şeyatin’ kelimesinin tekilidir. Bu kelimede yer alan "nun" harfi, hayırdan uzak anlamına gelen (Şetane) kelimesinden türediğinden dolayı kelimenin aslî harflerindendir. Evinin uzak kalması anlamına dave şetanet daruhu) kelimesi kullanılır. Şair der ki(neet bi sade anke neven şetunu febenet ve’l-fuedu biha rahinun) : Suad'ı alıp senden alabildiğine uzaklaştı ve ayrıldı senden kalbim de ona karşılık rehindir.
 
Dibi oldukça derin kuyu anlamına (bi’îrun şetunun) denilir. (eş-Şetanu) ke­limesi de ip anlamındadır. Bu adın ona veriliş sebebi her iki tarafının birbirin­den uzaklığı ve uzayıp gitmesi dolayısı iledir. Bedevi bir arap da yürümeyen bir atı(keennehu şeytanun fi eştani): "Sanki upuzun iplere bağlı bir şeytan gibidir" diye nitelemiştir.
 
Şeytana bu adın veriliş sebebi, haktan uzaklığı ve isyankârlığıdır. Çünkü ister cinlerden ister insanlardan ister hayvanlardan olsun, itaate gelmeyen her türlü isyankâr kişiye şeytan denir. Cerir der ki (eyyeme yeduneni eş-Şeytane min ğazali ve hunne yehveyeneni iz kuntu şeytanen):

 

"Onlarla konuşmaya olan düşkünlüğümden dolayı, beni, şeytan diye çağırdıkları günler ve ben şeytan (uzak, isyankâr) olduğum sıralar onlar bana âşıktılar."

 

Şeytan kelimesinin helak olmak anlamında (şeta-yeşitu) kökünden alın­dığı ve sonraki "nun" harfinin fazla olduğu da söylenmiştir. Bir şey yandığı zaman (şeta) denilir. Eti pişirmeksizin ateşin dumanına bıraktığımız takdir­de(şeyyattu’l-lahm) denilir. Kişi, iyice kızıp köpürdüğü zaman da )eştatu’r-racul)  tabiri kullanılır. Dişi deve iyice şişmanladığı takdirde (nekatunmişyatun) denilir. Ölüp gittiği zaman da (eştatun) denilir.

 

el-A'şa der ki:

 

"Vururuz bazan yaban eşeklerini karınlarındanbacaklarına uzayan damardan ve kana boyarız.

Kimi zaman kahramanlar mızraklarımızla ölür gider."

 

Ancak bu kanaate sahip olanların görüşlerini Sibeveyh'in şu anlattıkları reddetmektedir: Sibeveyh'e göre bir kişi şeytanların fiillerini, işlerini yaptığı takdirde, araplar "Şeytanlaştı" tabirini kullanırlar. Bu da şeytanlaşmak ke­limesinin "şetana" kelimesinin "tefey'ala" veznine getirilmesi olduğunu gös­termektedir. Eğer bu kelime dedikleri gibi "şata" dan gelmiş olsaydı bunun yerine "teşeyyata" demeleri gerekirdi. Yine Umeyye b. Ebi's-Salt'ın şu beyiti de bu kanaati savunanların görüşlerini reddetmektedir(eyyame şatinin asahu akkahu ve ramahu fis’Siccini ve eğlali):(

 

"Helak olacak herhangi bir kimse ona isyan etti mi demire bağlar(dı) onu ve onu zincir ve prangalar içinde hapse atar(dı)."

 

Görüldüğü gibi buradaki (şatinun)kelimesinin (şetane) kelimesinden geldiğine şüphe yoktur.6

 

Buraya aktardıklarımız bu iki kelimenin sözlük manalarıdır. Bunlardan hareketle Allah’ın rahmetimden ümit kestiği için “İblis” adını ve Allah’ın emrinden uzaklaştığı ve asi olduğu içinde “şeytan” ismini almıştır.

 

Soru 149: İlk kâfir olan İblis midir yoksa ondan önce kâfirler var mıydı?

 

Cevap 149: Bu konu hakkında ulemamızın farklı görüşleri vardır. Bu ihtilafın temeli Bakara suresi 34. Ayette geçen: “(ve kene mine’l-kâfirin) kâfirlerden idi” sözünden kaynaklanmaktadır.

 

İmam Kurtubi (rh.a.) bu ayetin tefsirinde şunları kaydetmiştir:

 
Müstekbir Şeytan, Kâfirlerdendir:

                                   

Yüce Allah'ın: “(ve kene mine’l-kâfirin) kâfirlerden idi” buyruğunun; Kâfirler­den oldu, anlamında olduğu söylenmiştir. Yüce Allah'ın: (fe kene mine’l-Muğrakin)" O da suda boğulanlardan oldu" (Hud, 11/43) buyruğu da bu türdendir.

Şa­ir de şöyle demektedir:

(bi-beytiha fakrin ve’l-matiyyu keennehu kate’l-Huzni kad kenet firahen buyudiha)          “Uçsuz bucaksız kupkuru bir çöldeki binektir sanki ele avuca gelmez ve yumurtalarından çıkıp yavru olmuş kekliğe benzer."

İbn Fûrek der ki: Burada yer alan "kene) idi," kelimesinin "sâre oldu" anlamına alınması yanlıştır ve bu konudaki asıl kaidelere aykırıdır. Tefsircilerin çoğunluğu ise şöyle demiştir: Anlamı şudur: Yani yüce Allah'ın ezelî il­minde onun kâfir olacağı bilinen bir husustu. Çünkü gerçek mana da kâfir ve gerçek mana da mü'min şanı yüce Allah'ın vefat halinde ne şekilde öleceği­ni bildiği kimsedir.

Derim ki: Bu açıklama şekli doğrudur. Çünkü Buhârî'de yer aldığına gö­re Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: "Ameller ancak sonuçları ile değer­lendirilir."

Denildiğine göre İblis, yüce Allah'a seksen bin yıl ibadet etmiş, ona baş­kanlık ve cennet bekçiliği -istidrac olmak üzere- verilmiştir. Tıpkı münafık­lara dillerinin ucundan la ilahe illellah şehadetin de bulunma imkânı verildiği gibi, tıpkı Bel'am (b. Baura)'ya yine dilinin ucundan İsm-i A'zam'ı söyle­mek imkânı verildiği gibi. Bu başkanlığı sebebiyle İblis'in içinde büyüklük, kibir iyice yer etmişti. İbn Abbas der ki: İblis kendisinin sahip olduğu bu imkânlar sebebiyle, meleklerden üstün olduğu görüşünde idi. Bundan dolayı "ben ondan daha hayırlıyım" demişti. Yüce Allah'ın şu buyruğu da bu se­bep dolayısıyladır: "Kendi ellerimle yarattığıma secdeden seni alıkoyan nedir? Sen büyüklendin mi, yoksa yücelerden mi oldun (zannediyorsun)?" (Sad, 38/75) Yani sen bizzat büyük olmadığın halde büyüklük tasladın (is-tikbâr) . Hâlbuki ben, bizzat büyük olduğum halde onu kendi ellerimle ya­rattığımda herhangi bir şekilde büyüklenmedim. İşte bundan dolayı yüce Al­lah "kâfirlerden oldu" diye buyurmaktadır. Onun yaratılışının aslı izzet ate­şiydi. Bundan dolayı yüce Allah'ın izzetine yemin ederek şöyle demişti: "Senin izzetin hakkı için hepsini muhakkak azdıracağım." (Sad, 38/82) İşte bu izzet dolayısıyla o, kibirlendi ve nihayet kendisinin Âdem'den üstün olduğu görüşüne kapıldı.

Ebû Salih'ten gelen rivayete göre o şöyle demiştir: Melekler izzetin nurun­dan İblis de izzetin narından (ateşinden) yaratılmıştır.

(…………………….)

 
İblis'ten önce kafir var mıydı?:

 

İblisten önce kâfirin olup olmadığı hususu ile ilgili farklı görüşler belir­tilmiştir. Kimisine göre, İblis inkâr edip kâfir olan ilk kişidir. Kimi­sine göre ise, ondan önce cinlerden kâfirler vardı ve bunlar yeryüzünde ya­şıyorlardı.

Yine İblisin küfrü cehlî (bilgisizlikten) miydi, yoksa inadî miydi konusun­da da Ehl-i Sünnet âlimleri arasında iki ayrı görüş vardır. Bununla birlikte kâfir olmadan önce onun yüce Allah'ı bilen bir kimse olduğu hususunda gö­rüş ayrılığı yoktur. İblisin cehlî olarak kâfir olduğunu kabul edenler şöyle der: O kâfir olduğu vakit, ilimden mahrum bırakıldı. İblisin küfrünün inadî oldu­ğunu söyleyenler de şöyle der: O, bilgiye sahip olmakla birlikte kâfir oldu. İbn Atiyye der ki: İlmi kalmakla birlikte inadî olarak kâfir olmak uzak bir ih­timaldir. Ancak bana göre bu caizdir (mümkündür). Yüce Allah'ın dilediği kimseyi tevfikinden mahrum kılmasıyla birlikte imkânsız değildir.7     

  Bu bağlam da Fahreddin er-Razi (rh.a.) tefsirine de baş vurulabilinir . Orada bu aktardıklarımızın haricinde ilginç bilgiler bulunmaktadır. Netice de İblis’in kâfir olduğu noktasında ulemanın icması vardır. Tartışma kâfirlerin ilki midir yoksa ondan önce kafir olanlar var mıdır noktasındadır. Allah en iyisini bilir.

Soru 150: İblis yaptıklarından pişman olup tevbe etmek istedi mi?

Cevap 150: Bu konuda elimiz de merfu herhangi bir hadis yoktur. Yalnız bazı mursel haberler vardır. Bilgi olarak aktarılmasında herhangi bir sakınca yoktur. İbn Ebi’d-Dunya (rh.a.) “Şeytanın Tuzakları” adlı eserinde bu konuda şu habere  yer vermektedir:

“Ebu’l-Aliye anlatıyor: Hz. Nuh’un gemisi karaya oturduğunda İblis’i, geminin arka tarafında oturmuş olarak gördü ve dedi ki:“-Vay sana! Yeryüzü ahalisi senin yüzünden boğuldu ve sen onları helakâ sürükledin!” İblis. “Ne yapmalıyım” diye sorunca (Nuh) ona: “Tevbe et” karşılığını verdi.

(İblis) dedi ki: “Rabbine sor benim için tevbe var mı ki?”  Hz. Nuh, Rabbine niyazda bulundu. Allah da onun tevbesinin ancak Âdem ‘in kabrine secde etmesiyle mümkün olabileceğini vahyetti. Bunun üzerine Nuh. “Sana bir şekilde tevbe etmene izin verildi” deyince (iblis) “Nasıl?” diye sordu. (Nuh) Âdem’in kabrine secde ederek” deyince (iblis) dedi ki:  “O diriyken bunu yapmadım,  ölü haline mi secde edeyim!”8

Bu eserin senedinde yer alan İshak b. İsmail, Cerir. Âmeş; Ziyad b. Husayn ve Ebi’l Aliyyeh hakkında İbn Hacer Askalani “Takribut Tehzib”adlı eserinde sika olduklarını söylemiştir. Lakin eserin senedinde kopukluk vardır. Kişilerin sağlam olmasından hareketle haberin aktarılmasında bir beis yoktur. Ama kesin kanaat oluşturmaz. Bu haberin aynısını İbn Kayyim (rh.a.) İmam Şibli (rh.a.)  cinlere dair  yazmış oldukları eserlerde zikretmişlerdir.    

İbn Ebi’d-Dunyanın eserinde Abdullah ibn Ömer (r.a.)’dan aynı manada bir haber daha gelmekte yalnız  burada İblis Hz. Musa (a.s.)’den aynı şeyleri istemekte  tevbesinin kabulu için aynı şart  ileri sürülmektedir.

Yine vurgulamak da fayda var ki bunlar kesin olarak bize ulaşmadığı için kesin bir inanç oluşturmaz sadece bilgi amaçlı olarak zikredilmiştir.

Dipnot

1- Kul Sadi Yüksel Muvahhidlerin Akidesi, Sh /259-60) Yenda y.

2- İbn  Manzur Lisanul Arab (6/35-36) 2. Bsm 2009 Darul kutubul İlmiyye Beyrut Lübnan

3-Rağıb el-İsfahani Müfredat(1/168) Çev: Abdulbaki Güneş& Mehmet yolcu 1.bsm 2006 Çıra y

4- İmam Kurtubi el-Camiu li Ahkamil Kur’an(1/578)çev: M. Beşir Eryarsoy. Buruc y.

5-(Ahmed b.Hanbel (4/226) Ragıb el İsfahni Müfredat(1/652-3)çev: Abdulkadir Güneş& Mehmet Yolcu Çıra y.

6- el-Camiu li Ahkamil Kur’an(1/303-3-5) Çev: Beşir Eryarsoy Buruc y.

7- El Camiu Li Ahkami’l Kur’an(1/579&581) Çev: M. Beşir Eryarsoy Buruc y.

8- İbn Ebi’d-Dunya Şeytanın tuzakları (sh/47) hdsno: 43çev. Hüseyin yıldız Ocak y.

 

 

    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA TAHMİNİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
PROF. DR. ŞEYH BAĞDADİ'NİN YAPTIĞI "HİLAFET" İLANI MEŞRU MUDUR?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner21
KARİKATÜR
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV